'Trump Erdoğan ile nasıl baş edeceğini çözdü'

Haaretz gazetesinde Simon Waldman imzalı görüş yazısında, Trump’ın kendisi de benzer eğilimde olduğu için otoriter liderlerle ilişkilerde başarılı olduğu, rahip Andrew Brunson olayında bu sayede Türkiye’ye geri adım attırabildiği öne sürülüyor.

Waldman’a göre, demokratik müttefiklerle ilişkileri bozuk olan Trump kavgacı otoriter liderler söz konusu olunca sonuç almasını biliyor. Türkiye-ABD ilişkilerinde Brunson’un serbest kalmasının ardından bir iyileşme olduğunu vurgulayan Waldman, başta Menbic olmak üzere sorunların sürdüğünü, bu nedenle kısa ve orta vadede fazla değişiklik olmayacağını belirtiyor.

Ahwalnews.com da yer alan yazının çevirisi şu şekilde:


Birkaç hafta önce Ankara insafa geldi ve yaklaşık iki yıldır dayanaksız suçlamalarla tutuklu tutulan ABD’li rahip Andrew Brunson’u nihayet serbest bıraktı. Ardından iki ülke karşılıklı yaptırımları kaldırdı ve Suriye’nin Menbic şehrinde güvenlik işbirliğinin koordinasyonunu yeniden başlattı. Trump yönetimi açısından, Türkiye’yle ilişkilerin idaresi dik başlı bir müttefikle ikili ilişkilerinde ciddi bir zafer anlamına geliyor.

20 yıldan uzun süredir İzmir’de yaşayan rahip Brunson, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve Ankara’nın Temmuz 2016’daki darbe girişimini planlamakla suçladığı ABD’de mukim Fethullah Gülen’in takipçileri olan Gülen Hareketi gibi teröristlerle işbirliği yaptığı yönünde uydurma suçlamalarla tutuklanmıştı.

Delifişek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın merkezileşmiş ve otoriter denetimi altındaki Türkiye, bazı uzmanların haklı olarak “rehine diplomasisi” diye tarif ettiği bir şekilde, ABD’den Fethullah Gülen’i Türkiye’ye iade etmesini istedi.

İade taleplerinde somut kanıt ve hukuka uygunluk talep eden Amerikan yargı sisteminden hayal kırıklığına uğrayan Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD ile Türkiye’nin rahip ile vaizi takas etmesi gerektiğini söyledi. Teklif Washington’da kabul görmedi.

Washington ile Ankara arasındaki ilişkiler, ABD’nin Suriye’de IŞİD’le savaşan Kürt Halk Savunma Birimlerine (YPG) verdiği destek nedeniyle zaten kötü gidiyordu. Ankara YPG’nin, Türk devletinin onlarca yıldır kesintilerle mücadele etmekte olduğu yasadışı PKK ile bağlantılı olduğunu iddia ediyor.

Öte yandan, NATO donanımıyla uyumsuz olmakla kalmayıp batının donanım güvenliğinde açık riski de yaratabilecek Rus yapımı S400 karadan havaya füze sistemlerini satın alma kararlığıyla Ankara’nın Rusya’ya yakınlık göstermesi de ikili ilişkiler için iyiye işaret değildi. Öyle ki, Pentagon’un konuya ilişkin bir rapor hazırlamasına dek Türkiye’nin F35 Müşterek Taarruz Programı'na katılımının askıya alınmasını şart koşan bir yasa Amerikan Kongresi’nden geçti.

Başkan Erdoğan’ın Mayıs 2017’deki ABD ziyaretinde ABD başkanı ile sadece 22 dakikalık bir görüşme süresi verilmesi bir yana, korumalarının gündüz gözüyle Washington DC’nin orta yerinde barışçıl protestocuları dövmesi de geride kötü hisler bıraktı.

Daha da kötüsü, Ocak 2018’de Türkiye’nin kamu bankalarından birinin yöneticisi İran Yaptırımları Yasası’nı ihlalden suçlu bulundu. New York’taki bir mahkemede Türkiye ile İslam Cumhuriyeti arasında nasıl petrole karşılık altın takası yapıldığı anlatıldı. Operasyonun mimarıyken tanıklık konumuna geçen Reza Zarrab ifadesinde başta Erdoğan ve diğer üst düzey hükümet yetkililerinin bu operasyona olur verdiklerini söyledi.

2018 yazında Trump yönetimine gına gelmişti ve görülmedik şekilde Türkiye’ye, özel olarak da Adalet ve İçişlerine bakanlarına Magnitsky Yasası'nda öngörülen yaptırımları uyguladılar. Baskıyı daha da artırmak için ABD çelik ve alüminyumda gümrük tarifelerini iki katına çıkardı.

Türk politikacılarının ateşli sözlerle atıp tutmasına, bir de anlamsız şekilde yaptırımları karşı tarafa uygulamalarına rağmen, Türkiye sonunda geri adım attı ve Türk mahkemeleri rahip Brunson’un serbest bırakılmasına hükmetti. Birkaç gün içinde karşılıklı yaptırımlar kaldırıldı ve iki ülkenin liderleri Menbic’e yönelik güvenlik düzenlemelerini tartışmak için telefon görüşmesi yaptı.

Gerçekten de ilişkiler tekrar rayına oturmuş görünüyor. İran’a yönelik ilave yaptırımlar yeniden devreye sokulurken, ABD Türkiye’yi İran’dan petrol satın almasına geçici olarak izin verilen sekiz ülke arasına kattı. 6 Kasım’da da Washington PKK’nin bazı önde gelen üyeleri hakkında yapılacak ihbarlar için 4-5 milyon dolarlık ödül ilan etti. Öyle görünüyor ki, Washington bunun karşılığında Suriye’de Fırat’ın doğusunda YPG ile yaptığı güvenlik işbirliğine Türkiye’nin (kısmen de olsa) göz yummasını bekliyor.

Önce Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, şimdi de Türkiye’de Erdoğan; mevzu şu ki, Batılı demokratik müttefikleriyle etkileşiminin aksine kavgacı otoriter liderlerle çatışma söz konusu olduğunda Başkan Trump ne yapması gerektiğini biliyor. Zaten ABD anayasasının fren ve denge mekanizmaları olmasa Trump’ın eğilimleri de bu tür liderlerden çok farklı olmayabilirdi. Başka bir deyişle, kişi kendinden bilir işi.
Yine de ABD-Türkiye ilişkilerinin mevcut gidişatında kısa ve orta vadede fazla bir şey beklememek gerekir. İlişkiler şu anda daha sağlıklı olsa da önemli meseleler varlığını koruyor.

En başta da, Menbic konusunda ABD’nin YPG milislerinin şehri terk etmesini kabul ettiği anlaşmanın uygulamaya konması geliyor. Türkiye’nin Fırat’ın doğusundaki YPG mevzilerini bombalamasının (ABD Fırat’ın batısında YPG’nin elinde tuttuğu bir yer olmamasını kabul etti, ama doğusunda değil) YPG’yi IŞİD’in kesin olarak yenilmesinde kritik önemde görmeyi sürdüren Washington’u kızdıracağı kesin.

Bir yandan da Türkiye Rusya’yla S400 anlaşmasından geri adım atacağı işareti vermiyor, ABD’nin bazı elçilik çalışanları da halen hapiste. İlişkilerin normalleşmesi için kat edilmesi gereken daha çok mesafe var, ancak Trump en azından bir başlangıç yapılmasını sağladı.








 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER DÜNYA HABERLERİ