'Türkiye, Suudi Arabistan ve Trump cinayetten sıvışmak için nasıl bir plan yapıyor?'

Deep State’in baş muhabiri Jeferson Morley, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2 Ekim’de İstanbul’daki Suudi Arabsitan Konsolosluğu’nda öldürülmesinin üstünün Suudi, Türkiye ve ABD yetkililerince kapatılmaya çalışıldığına dikkat çekti.
Bu örtbasın Suudi-ABD ilişkileri ve Yemen savaşına olası yansımalarına işaret etti. Büyük bilgi (ve dezenformasyon) yağmuru Cemal Kaşıkçı suikastinden ABD Başkanı Donald Trump’ı eleştirenlere yönelik bombalı terör saldırısı girişimlerine doğru kayarken bu gazeteci cinayeti de yakında ilk sayfalardan ve haber programlarından silinecek.

Washington ve Suudi Arabistan’daki bir sürü kişi de bunu umuyor. Savunma sanayi ihalecileri Suudilerle o “çok cömert” sözleşmeleri korumak için harekete geçiyor . Suudiler kendi medya varlıklarını Basra Körfezi ve İngiltere’de konuşlandırıyor.

Ve şimdi, üç hafta boyunca süren yalan, sızdırma ve komplo teorilerinin ardından Washington, Riyad ve İstanbul’daki otoktarik yöneticiler hikayelerini birbirine uydurdular. Başkan Trump, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (MBS) ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan artık aynı şarkıyı söylüyor.


Suudiler Kaşıkçı’nın İstanbul’daki konsolosluktan çıktığı yalanından vazgeçtiler ve yanlışlıkla yumruklaşma sırasında öldüğü hikayesini de bir yana bıraktılar. Son olarak en azından bir miktar makul olan “planlı cinayet”te karar kıldılar.

Trump da Kongre’nin soruşturma fikrini, dış politika konusunda hele ki ABD’nin stratejik ilişkileri konusunda başkanın kararlarına pek karşı çıkmayan Kongre’ye pasladı. Kayınbabasına danışmanlık yapan Jared Kushner de, iki ülkenin ilişkisinin tek bir insanın hayatından daha önemli olduğuna dair kan donduran bir açıklamayla arkadaşı MBS’nin yanında yer aldı.

Trump yönetiminin sınavı şu: Cinayetin yanına kalması için MBS’ye nasıl yardım edecekler?

Washington'daki Suudi destekli bir düşünce kuruluşunda bir hukukçu olan Hussein Ibish, üç adımlı bir yol öngörüyor.

Erdoğan’ın doğrudan MBS’yi anmadan bir konuşma yapması ve Türkiye’nin elinde olduğu iddia edilen ses kayıtlarından bahsetmemesi Kral Selman’a karşı bir saygı göstergesiydi. The Washington Post’a göre CIA Direktörü Gina Haspel ses kayıtlarını dinledi. “İkna edici ” olarak nitelendirdiği kayıtları Başkan Trump’a bildirdi.

Geçtiğimiz hafta MBS’ye yönelik ABD’de yapılan yorumlar Salı günkü yatırım konferansında ayakta alkışlanmasına odaklandı, ertesi günkü konuşmasındakifarklılıklara değil. MBS “Birçok kişi Türkiye ve Suudi Arabistan’ı ayırmak için bu acı olaydan yararlanmak istiyor. Ama bunu başaramayacaklar” dedi.

Ve Suudi otoritelerin Kaşıkçı’nın öldürülmesini planlı bir cinayet olarak kabul etmesiyle hikayeler de uyuşmaya başladı. Muhtemelen bu Gina Haspel’in ziyareti sırasındaki arabuluculuğuyla oldu.

Kesin olan şu ki ortaya çıkan paravan hikaye MBS’nin düşüşünü engellemek için bulunan kurbanla tamamlandı. MBS kendisine yönelik soruşturmanın başındayken bir adalet zuhuru yarattı. Bu dünyaya saçma sapan ve müstehzi görünebilir ama üç tarafın da çıkarlarına uyuyor, en azından şimdilik.

Erdoğan, güçlü ve bazen de sert olan -ve muhtemelen bir miktar para aldığı- bir rakibi tarafından kucaklandı. Kushner bazı sorunlarla karşı karşıya olan gayrimenkul işi için olası mali kaynak elde etti. Ve Trump da, ABD’de yüz binlerce iş yaratacağını (yanlış bir şekilde) söylediği milyar dolarlık silah anlaşması kazandı.

Peki ya MBS? O da Ortadoğu’da İran’a karşı mücadele ederken ülkesindeki rakiplerine yönelik baskı politikasına koşulsuz ABD desteği elde etmeyi umuyor.

CIA’in eski Suudi analisti olan Bruce Riedel sorunun Yemen’deki savaş olduğunu söylüyor. 2015’te MBS’nin başlattığı savaşın Husilere karşı hızlı bir zafer kazanması gerekiyordu.

Üç yıldan fazla zaman geçtikten sonra Yemen artık bir “kördüğüm”. Yemen artık, insan eliyle yaratılmış, Suriye’den daha vahim ve ABD hükümetinin de daha fazla suç ortağı olduğu bir insani felaketin yaşandığı savaş suçları için serbest bir alan olarak tanımlanabilir.

ABD, Yemen’deki savaşta Suudi liderliğindeki koalisyona katılmadı ama Suudi savaşını lojistik olarak her zaman destekledi. Geçtiğimiz ay Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Suudilerin sivil kayıpları azaltmak adına “adım attıklarına” dair  onay raporu verdi.

Pompeo, Suudilerin özellikle çiftçileri , balıkçıları , gıda taşıma tesislerini ve su kaynaklarını bilerek hedef aldığına dair ikna edici kanıtları görmezden geldi. BM’ye göre 14 milyon insan açlıkla karşı karşıya. ABD’nin Yemen savaşındaki rolüne dair soruya cevap veren ABD Merkez Komutanlığı Sözcüsü Yarbay Earl Brown sadece terörle mücadele misyonundan bahsederek Yemen’i anmadı.

Riedel’e Savunma Bakanlığı’nın, Husilere boyun eğdirmek için Suudilerin, Yemen’de gıda sistemini hedef aldığının farkında olup olmadıklarını sordum.

“Bilmediklerini söylüyorlar” diye cevapladı, “Kongre’de savaşla ilgili sorulara cevap verebilecek bir tanık da sunmuyorlar. Bu bir örtbas”.

Riedel, eğer Kaşıkçı örtbası başarılı olur ve Yemen savaşı sürerse, Husi güçlerinin Suudi başkentine füze atmaya devam edeceğini söyledi. Bu füzelerin en olası kaynağı da İran. İran ile kavga etmeye yer aranan Trump yönetimi hedefine ulaşmış olabilir.  

Riedel “Er ya da geç o füzelerden biri bir binaya isabet edecek ve bir sürü insanı öldürecek” dedi, “O zaman Suudiler ne yapacak? Trump yönetimi ne yapacak? Sözlerinin arkasında durmak zorunda kalacaklar ve bu çok tehlikeli bir durum yaratacak”.

Ortaya çıkan Kaşıkçı örtbası birden fazla sebepten ötürü Amerika Birleşik Devletleri'nin sağlığını tehdit ediyor.







Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER DÜNYA HABERLERİ