'Erdoğan ABD’yi kurnazlıkla atlattı nasıl atlattı, hem de yeniden?'

Foreign Policy’de Ayken Erdemir ve Merve Tahiroğlu imzasıyla yayınlanan makale İran’a yönelik yaptırımlarda Türkiye’ye tanınan muafiyetin olası sonuçları analiz edildi.
Makalede Trump yönetiminin Halkbank’a yönelik hafif bir ceza verip, Reza Zarrab’ı da iade etmesinin muhtemel olduğu, bununsa ABD yönetimini atlatmada Erdoğan’ı cesaretlendireceği belirtildi.

Trump yönetiminin 5 Kasım’da İran hakkında o kadar sert konuşmasına rağmen ülkeye küçük bir nefes aldırdılar. Beyaz Saray’daki açıklamasında ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Türkiye’nin yaptırımlara maruz kalmaksızın İran’dan petrol almaya devam etmesine özel bir muafiyetle izin verdiklerini söyledi. Pompeo bu geçici iznin toplamda sekiz ülkeye verildiğini ve karşılığında onlardan petrol satın alımını önemli ölçüde azaltmaları ya da bitirmeleri vaadini aldıklarını açıkladı. Ertesi gün Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tepki göstererek ABD yaptırımlarının “emperyal” olduğunu söyledi ve yaptırımlara karşı geleceğine and içti. Trump yönetimi, Erdoğan’ın sözlerine dikkat etmeli, yoksa Erdoğan’ın atlattığı ikinci ABD hükümeti olabilir.

Türkiye enerjide dışa bağımlı ve tükettiği petrolün yarısını -günde 200 bin varile denk geliyor-, doğalgazın ise beşte birini İran’dan ithal ediyor . Bu Türkiye’yi, İran’ın en büyük petrol müşterisi yapıyor. 2012’de ABD’nin Tahran’a uyguladığı son yaptırımlarda Ankara, ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan benzer feragatnamelere hak kazanmak için petrol ithalatını günde yaklaşık 120 bin varil seviyesine düşürdü. Türkiye bu kez de ithalatını günde 129 bin varile indirdi ve Washington’un sekiz istisnasından birini elde etmeyi başardı.


Erdoğan’ın 6 Kasım’daki sert konuşmasından önce Ankara, Başkan Donald Trump’ın yaptırımına uymaya hazır olduğuna dair ipuçları vermişti. Ay başında Reuters, Petrol Ofisi’nin Türkiye'de faaliyet gösteren İran uçaklarına yakıt vermeyi reddettiğini yazdı. Ekim ayında ismini vermeyen bir Türk “sektör kaynağı” Reuters’a Türkiye’nin en iyi rafinerisinin ABD’li yetkililerden bir feragat belgesi almak için görüşmelerde bulunduğunu ve “ABD, petrol ithalatının sona erdirilmesini isterse, Türkiye’nin buna uymaya mecbur kalacağını” söylemişti .  

Erdoğan, yaptırımlara uyacağına dair benzer hareketlerde bulunsa da bir yandan da perde arkasında iki taraflı çalıştı. Obama yönetimi sırasında, Türkiye İran'a yaptığı ödemeleri, petrol ve doğal gaz ithalatı için ABD yaptırımları tarafından zorunlu tutulan özel emanet hesaplarına devrettikten sonra, daha sonra yaptırım-bozan bazı kişilerin hesaplara erişmesine, parayı İran'a altın şeklinde veya sahte ihracat ödemeleri olarak geri ödemesine izin verdi. Bu dümenle Tahran’a sadece 2012 ve 2013’te en az 13 milyar dolar akıtıldı.

Bu operasyon Erdoğan’a başağrısı olarak döndü. Ocak ayında Manhattan’daki federal mahkeme Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’yı yaptırımların ihlalindeki rolü nedeniyle suçlu buldu. ABD Hazine Bakanlığı’nın da Halkbank’a muazzam bir ceza kesmesi bekleniyor ki bu da ABD-Türkiye ilişkilerindeki çekişmenin önemli bir noktası. Türkiye’nin tek adamının tüm bu meselenin -ve Türkiye’nin yaptırım ihlaline ilişkin gelecekteki soruşturmaların da- yok olmasından daha fazla istediği bir şey yok.

Ve dileği gerçek olabilir. Ekim ayında Türkiye nihayet ABD’li papaz Andrew Brunson’ı, iki yıllık tutukluluğun ardından serbest bıraktı. Papazın ABD’ye geri dönüşü, 6 Kasım’daki ABD’nin ara seçimlerinde Trump’a bol bol fotoğraf şansı verdi. Türk mahkemesinin Brunson konusundaki bu sert U-dönüşü , Erdoğan’ın karşılık olarak ne aldığı sorusunu doğurdu. Keza Ankara aylar boyunca papaz karşılığında Washington'dan tavizler koparmayaçalışmıştı.

Tüm işaretler, tarafların Halkbank konusunda bir anlaşmaya vardıklarını gösteriyor. 3 Kasım’da, ABD’nin Türkiye’nin İran’dan petrol satın almasını sağlayan muafiyeti açıklamasından iki gün önce, Erdoğan Halkbank’a kesilecek cezaya ilişkin Trump ile telefonda görüştü. Her ne kadar bu tür müzakereler davanın bittiği Ocak ayından beri sürse de Erdoğan ilk kez, kamuoyu önünde görüşmeleri kabul etti. Ankara ayrıca ABD’nin gelecekte Türkiye’ye yönelik yaptırım ihlali soruşturmalarını da engellemek için hamleler yapıyor.

Her ne kadar Atilla suçlu bulunmuş olsa da, bu dümenin merkezinde yer alan altın tüccarı Reza Zarrab’ın durumu hala net değil. Geçtiğimiz sonbahar Zarrab son dakikada suçlu olduğunu kabul ettiğinde , davanın ana sanığından devletin yıldız tanığı haline geldi. Zarrab o zamandan beri, FBI’ın, Türk topraklarında İran’a yönelik diğer yaptırım ihlallerini soruşturmasına yardım ediyor.

Eski bakanları bu dümende milyon dolarlarca rüşvet almış olan Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan,  bu yasadışı faaliyetlerde kendisinin rolüne ilişkin Zarrab'ın ne gibi açıklamalar yapacağından endişe ediyor. Dava sürerken Türkiye, Zarrab’ı hain ilan etmiş ve tüm mal varlıklarına el koymuştu. Bununla birlikte, bu hafta bir Türk mahkemesi, Zarrab'a, birkaç yıl önce İstanbul villasında yasa dışı restorasyonlar yapmaktan dolayı tutuklama emri çıkardı. Bu gecikmiş karar Türkiye'nin Zarrab’ın iadesini talep etmesi için gereken ilk şartı yerine getiriyor ve bu da Zarrab’ın ABD makamlarıyla işbirliğini sona erdirebilir. Ve Erdoğan, Trumo’ın kendisine yeşil ışık yaktığına inanmış gibi görünüyor .

Eğer Trump, gerçekten, Erdoğan'ın Halkbank ve Zarrab ile ilgili talepleriyle, Türkiye’nin nihayetinde İran'ın yaptırımlarına uyacağına ilişkin vaadini kabul ettiyse, Washington kısa sürede pişman olabilir. Erdoğan, herhangi bir sonuçla karşılaşmaksızın ABD'nin yaptırımlarına karşı çıkacağına içtenlikle inanıyor ve bunun için de kendine Avrupalı ortak arıyor . (Gerçi muhtemelen başarısız olacak. Çünkü Avrupa Birliği, İran'a, euro cinsi krediler ve ödeme sistemleri gibi alternatif finansal yapılar aracılığıyla yatırım yapmayı planlıyor.) Trump’ın Erdoğan’ın geçmişteki yaptırım ihlallerini hafif bir ceza ve rehine anlaşması ile geçiştirmesi olanak dahilinde ve bu Erdoğan’ı sadece daha da cesaretlendirecek.











Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ